Güneşler söner ya da bozulur, gezegenler yok olur ve gökyüzünün boşluklarına…

Bu söz, insanın kozmik düzen karşısındaki tevazuunu vurgular. d’Holbach, evrenin sürekli değişen doğasını anlatarak insanın kendini merkeze koymasının yanılgısını gösterir. Materyalist perspektiften, evrenin akışına teslim olmak ve kendi önemsizliğimizi kabul etmek, gerçek bilgeliğin başlangıcıdır.
Böylece herkes sürekli kendinden kaçar. Ama kendinden kaçamadığında ne kazanır?…

Lucretius’un bu derin gözlemi, insanın kendinden kaçışının paradoksunu ortaya koyar. Manevi uyanış, dış koşulları suçlamak yerine sorunun kaynağının kendi içimizde olduğunu fark etmekle başlar. Gerçek özgürleşme, kendimizle yüzleşme cesareti göstermekle gelir.
Bir gram eylem, bir ton teoriden değerlidir

Engels bu sözüyle teorik bilginin tek başına yeterli olmadığını, gerçek değişimin ancak somut eylemle mümkün olduğunu vurgular. Her şeyi kaydetmek ve düşünmekle kalıp yaşamamak da bu duruma örnektir – deneyim teoriden değerlidir.